Herşeyi satın alabilirsin ama bir çocuğu satın alamazsın Sıla Şentürkü para ile satın alanlar satanlar Sılanın özgür iradesini satın alamadılar Sıla bunu canı ile ödedi katili sadece nişanlısı mı? Sen ben devlet. Millet değil mi? Üzgünüz Sıla sana şekerler veremedik hakkını helal et.

Nasıl bir türkü sözüdür arkadaş, ne yaşadın da bu sözler çıktı, Ender Balkır da ne güzel söylemiş. Sesine, gönlüne sağlık olsun. Canlı sahneside müthiştir.

“Bedenimde değil ruhumda sızı
Görünmez bir yara acısı çoktur”

#sözler -nesimiÇimen
#aymega
#simitsi
#tv -türküler

Türkü der ki;
"İnsan kısım kısım yer damar damar"
Farklılıkları kucakladığınız bir güne günaydın.

#aymega
#simitsi

Kara basma iz olur, güzellerde naz olur.
Der bizim oraların türküsü. :)

Vefatının 855.yılında Ahmet yesevi .

Türkistanın Yesi şehrinde Hace ibrahim hazretlerinin oğlu olarak dünyaya gelir ismi Hace Ahmettir.
7 yaşındayken gösterdiği bir kerametten etkilenen Türkistan Yesi hanı isminin kendi ismi ile anılmasını isteyince hace Ahmet bundan böyle Ahmet yesevi olarak Türkistanda anılmaya başlar.

Ahmet yesevi Peygamber efendimizin Mekkeden yaydığı İslam ışığına Türkistanda bir ayna olarak ışığını Türk Dünyasına ve Anadoluya yansıtan ilk Türk İslam Alimidir.

Bu yansıttığı aynanın ışığı Anadoluda Hacı Bektaşi Veliler Yunus Emreler Mevlanalar Hacı Bayramı Veliler Taptuk Emreler , Balkanlarda ise Sarı Saltuklar Demirci Babalar olarak Türk İslam ışığını Türkçe olarak yansıttı.

Bugün Anadoluda ve Balkanlarda Türklük varsa ve yaşıyorsa bu önce Allahın sonrada Hoca Ahmet Yesevi hazretleri sayesindedir.

Hoca Ahmet yesevi bir dert ve dava adamıydı.
Derdi uzak coğrafyalarda yaşayan insanlara Türkün İslam davasını yaymak ve ulaştırmaktı.
Sibiryada Anadoluda Balkanlarda Orta Asya steplerinde Fasta Cezayirde Afrikada Ak Denizde Karadenizde Moritanyada Hindistanda Hocanın yetiştirdiği Türk dava adamları Türk İslam inancını yaydı ve tanıttılar.

Hacı Bektaşi Velide Ahmet Yesevi öğrencisiydi ve hocasının 9

ISSIZ AŞK’IN KAHRAMANLARI..

Tanıştıklarında kız 24 yaşındaydı; oğlan da 26’nın içindeydi. İstanbul’da sevdalandılar; oysa kız Aydınlı, oğlan İzmirli’ydi…
Şarkıcıydı güzel kız…
Yakışıklı erkek de ipek tüccarı ailenin milli tenisçi oğlu…
“Ayyy, ne romantik…” demeye kalmaz, nişanlanırlar… Ne var ki, hiç nikâh masasına oturamazlar…
Olsun varsın; birbirlerini deli gibi seviyorlar ya…

Aydın Lisesi’nin radyosunda, babası çakmasın diye, “Parla Nur” takma adıyla türküler söyleyen, üniversite için İstanbul’a giden, o sırada İlham Gencer ve Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışan, takvimler 1965’i gösterirken de “Balkan Melodileri Festivali”nde “Niksar’ın Fidanları” ile birinci olan…

O kız var ya o kız; kariyerinin “en tepe noktasına” tırmanırken, kalbini çalan o yakışıklı delikanlı ile, ne oluyor, demeye kalmadan, İzmir’e taşınmasın mı ?..
Oğlan “altın çağı”nda kortlara veda eder… Hayat prensibi olan ; “Gündüz uyur, gece yaşar…” görüntüsünden asla taviz vermez…
Alsancak’ta yaşamaya başlarlar. Kendisi de şöhretlidir, hayat arkadaşı da…
Oğlan, kızı hiçbir yere yalnız bırakmaz. Birlikte, gün ışırken evlerine girerler, akşam üstü uyanıp, alemlere akarlar…
Öyle bir hayat yani…

Kız, plak çalışması için İstanbul’a giderken, oğlan şarkıcı sevgilisini hiç yalnız bırakmaz…
Bazıları, “Oğlan kızı altın kafes’te yaşatıyor…” deseler de inanmayın…
İzmir gecelerinin görüp, görebileceği en romantik aşkın kahramanları olurlar…
Ancaaak…
Lütfen, bu yaşamı “Dolce Vita” diye yorumlamayın…
Sizden, bizden farklı olmayan bir yaşam…
Evden Kültürpark Tenis Kulübe… Oradan da… Sabaha karşı Alsancak’taki “aşk yuvaları”na…
Yıllar yılları kovalar…
Kız’ın şarkıları dillerden düşmez…
Niksar’ın Fidanları, Yanan Mum, Anlamazdın, Nereye, Aşk Defteri ve Zehir Gibi Aşkın Var çalışmaları peş peşe gelir…
Plakları çok iyi satar…
Ama o yine de şöhret’in tadını İzmir’de, büyük aşkının yanında çıkarır.
Eh, İzmir’de yaşıyorsan, nasıl bir Ajda Pekkan olabilirsin?..
"Ya sonra ?" dediğinizi duyar gibiyim…
Az sabır…
70’li yılların efsane filmi “Love Story / Aşk Hikayesi”ni hatırlar mısınız ?
Üniversite birinci sınıftaydım…
Okulu kırıp, sevgilimle birlikte Elhamra’da izlemiştim…
İkimiz de yengeç burcu olduğumuz için, filmi izlerken gözyaşlarımıza engel olamamıştık…
İşte, “öyle bir aşk”tan söz ediyorum… Bizim hikayenin kahramanlarının tutkulu sevdasını anlatırken…
İşte o “Love Story” filmi var ya…
Sanki gerçek olur, bizim hikayenin içinde…
O güzel şarkıcıya, henüz 45 yaşında “rahim kanseri” teşhisi konur…
Deliye döner İzmirli büyük aşkı…
Hemen Amerika’ya uçarlar…
Önce bir umut iyileşti zannederler…
Sonra İstanbul’da tedavi görür…
Sonuç umutsuzdur…
Genç adam hayatının kadınını çaresiz İzmir’e getirir…
O sırada Yeni Asır’daydım…
İkisi de çok iyi dostumdu…
Akşam saatlerinde aradı, telefonla…
Sesi çok kötüydü…
“Ayla son bir röportaj istiyor…” dedi.
Ardından hıçkırmaya başladı…
Sabah, o günkü adıyla Özel Sağlık Hastanesi’ndeydim…
Geliyorum diye makyaj bile yaptırmıştı…
Röportajın yayını üç günde tamamlandı… Yazdıklarımın bir nebze de olsa acılarını unutturduğuna eminim…
Dördüncü gün, vefat haberi geldi…
Artık gözyaşlarıma engel olamıyordum…
Özel bir hanımefendi, olağanüstü bir ses, uçup gidivermişti yanı başımızdan…
Eşim Cahide ile birlikte kahrolduk…
O büyük aşkın “yaşamı kendisine yakıştıran” erkeği hayata küstü…
Dağılmadı ama, içine kapandı…
23 yıllık beraberlikten sonra, evdeki hiçbir eşyayı değiştirmedi…
Çünkü onları tek tek sevdiği kadın seçmişti…
Evin salonuna astığı kocaman büyük aşkının fotoğrafı belki de O’nu hayata bağlayan tek şeydi…
Dostlarına hep şunu söyledi: “23 yıl boyunca birlikteydik…
Bana bir kere bile (Ne zaman evleneceğiz?) diye sormadı…”
Sevdiği kadını kaybettikten sonra 21 yıl yaşadı… Ama hep “bir eksikle” yaşadı…
Akciğerlerinde problem vardı…
Sigara içtiği için zatürreye çevirdi…
Vefat ettiğinde (9 Mayıs 2011) 69 yaşındaydı…
Ancak…
Mutlu veda etti bu dünyaya…
Çünkü…
Aşağı yukarı dokuz yıl önce Çağan Irmak, harika filmi “Issız Adam”ın fon müziği için güzel şarkıcının yıllar önce plak yaptığı “Anlamazdın” şarkısını seçmişti…
O şarkı, uzun süre “marş” gibi dillerde kaldı… Tenis Kulüp’ten sabaha karşı eve döndüğünde mutlaka o şarkıyı dinler, hüzünlenirdi…
Bu hikayenin güzel kahramanı, Türkiye’nin en iyi yorumcularından Ayla Dikmen’dir…
20 Ağustos, O’nu kaybedişimizin 29’uncu yılıydı…
Büyük aşkı ise… İzmir’in unutulmaz siması… İşadamı, milli tenisçi Enis Berki…
“Issız Aşk”ın ölümsüz kahramanları…
23 yıllık beraberlik ve 20 yıllık aradan sonra, şimdi, Bornova Altındağ'daki Kokluca Aile Kabristanı’nda…
Yan yana yatıyorlar… Işıklar içinde uyusunlar 🙏🙏💖💖

Alıntı.

Hiçbirşey Bulunamadı!

Üzgünüz, ancak {{search_query}} arama sorgunuz için veritabanımızda hiçbir şey bulamadık. Lütfen başka anahtar kelimeler yazarak tekrar deneyin.